KÖPEĞİNİZİ STRESE SOKAN ŞEYLER NELERDİR? ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

KÖPEĞİNİZİ STRESE SOKAN ŞEYLER NELERDİR? ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Paylaş / Yazdır :


Merhaba, bu yazımda köpeğinizi nelerin strese sokabileceğini, neleri yapmaktan imtina etmeniz gerektiğini ve onu rahatlatmak için neler yapabileceğinizi konuşalım istedim.

Köpekler de strese mi girermiş?

Elbette, hem de nasıl! Yeterince stres altındaki bir köpek can bile alabilir. Neticede o bir avcı 🙂 Gelişmiş bir beyni, bize nazaran kısıtlı da olsa bir düşünme ve analiz yeteneği var. Ve tabi ki duyguları… Tüm bunlar onun rüya görmesine yetip arttığı kadar bir ruh haline sahip olmasına ve dolayısıyla strese girmesine de yeterli.

Önce stresi tanımlayalım

Terimler konusunda mutabık kalmak ve sağlam bir temel oluşturmak adına stres nedir önce onu bir hatırlayıp aradan çıkaralım. Hepimizin bildiği ve hissettiği stres “Gelişmiş organizmalarda rastlanan psikolojik gerilime stres denir.” Bu benim tanımım. Google Amca’da da tahminimce benzer tanımlara rastlayacaksınız. Köpeklerin de psikolojileri ve fizyolojileri olduğuna göre onların da stres olmaları gayet doğaldır. Tabi ki emin olmak mümkün değil ancak ben köpeklerin ve insanların benzer duygular hissettiklerine inanıyorum. Farklılık ise duyguların dışa vuruluş şeklinde başlıyor. Biz mutlu olunca gülüyoruz onlar kuyruk sallıyorlar, birini sevdiğimizde öpüyoruz onlar yalıyor ya da sürtünüyorlar, biz birine kızarsak önce bağırıp sonra yumruk atıyoruz onlar önce havlayıp sonra ısırıyorlar, gibi…
Stres de böyle… Girdiler aynı, ancak çıktılarda bir takım farklılıklar var. Bakalım can dostlarımızı neler strese sokuyormuş?

Köpekleri strese sokan başlıca şeyler nelerdir?

Önem sırası gözetmeksizin aklıma geliş sırasıyla yazıyorum:

  1. Sürekli “Hayır!”, “Yapma!”, “Dur!” demek ya da bu anlamı taşıyan bir ses tonuyla adını haykırmak…
    Evet biliyorum, köpekler kediler gibi değil. Sürekli aksiyon, sürekli eğlence… Nerede bir dert var ki gitsin bulsun da başını belaya soksun! Biliyorrruuummm… Ama ona hata yapma şansı verin. Sürekli hayır diye bağırmayın. Karşınızdakini bir çocuk gibi görün. Hatalarından ders çıkarmasına izin verin. Tabi ki belli bir sınıra kadar.
    Ona her hayır, dur, yapma dediğinizde muhtemelen duracaktır. Ancak başka zaman, muhtemelen siz yokken, aynı şeyi gene yapacaktır. Çünkü o, sizin itirazınızı itiraz olarak değil bir durdurma ya da son verme komutu olarak alıyor. O an durduruyor. Daha sonra tekrar ediyor. Sürekli ayakkabınızı çalan köpeğinize onu taşırken her yakaladığınız ” Dur!” ve/veya “Yapma!” diye bağırmadınız mı? Hatta ister istemez, sanki anlayacak gibi ” Getir bakiim onu buraya seni yaramaz!” diye çıkışmadınız mı? Yaptınız evet, peki o yaptı mı? Hayır. Ağzından atıp gitti kenara saklandı. Sonra ertesi gün yine aynı şeyler değil mi? 🙂 Çünkü siz ona bağırıp onu strese sokmaktan başka bir şey yapmadınız. Ayakkabılarınızı yine onun ulaşabileceği yerlerde bıraktınız. Ayakkabılarınızı almaması gerektiğini anlayacak yöntemlere başvurmadınız. Belki ayakkabıyı alırken ayakkabıyı gösterip hafiften poposuna bir şaplak attınız. Yok işte o öyle olmuyor.
    Aslında ona bir şey öğretmediniz, sadece stres seviyesini arttırdınız, öz güven seviyesini azalttınız.
  2. Ona kim olduğunuzu gösterdiniz! Artık sürü lideri sizsiniz! Siz ne derseniz o olur! Mu acaba…
    Bahse girerim pek çoğunuz onun gözlerine dik dik bakıp ne zaman gözünü kaçıracağını kontrol etmişsinizdir. Özellikle siz beyler… Bu “alfa” hareketidir. Aksi gerekmedikçe bir kere yapmış olmanız yeterlidir. Bunu alışkanlık haline getirmeyin. Bu ona ” Ben alfayım, sen ise eziksin. Ben ne dersem o!” demektir. Bunun size sürekli yapılması sizde nasıl duygular oluştururdu bir düşünün. Biri karşınıza geçmiş dik dik size bakıyor, ne hissedersiniz?
    Bildiğiniz gibi canım Türkiyem’deki kavgaların çoğu “Niye yol vermedin!?”den, kalanın çoğu da ” Ne bakıyon!?”dan çıkar. Sonra da zaten ” İndir o elini!?” gelir… Ha bir de ” Sen benim kim olduğumu biliyon mu!?” var. Aslında bunların hiç biri soru değil. İşte ona dik dik bakarak böyle bir etki yaratıyor ve onu strese sokuyorsunuz.
  3. Bir de onu zapt etmek var. Yani? …
    Yani, onu bağlamak. Tasmalamak. Hapsetmek. Karanlıkta bırakmak. Evet kanunen bağlamak zorundasınız dışarıdaysa. Evet kanunen tasmalamak zorundasınız da… Peki bunu yaparken köpeğinizin haklarına da riayet ediyor musunuz? Örneğin onu her gün aynı saatte en az bir saat olmak üzere ve hep aynı süreyle gezmeye götürüyor musunuz? Ya da ona onun rahat edeceği hafif, aşırı sıkmayan, garip sesler ve ışıklar yaymayan bir tasma taktınız mı? İpinin yeterince uzun olduğuna emin misiniz?
    Ya da evdeyse onu odasına hapsetmediniz mi hiç? Karanlıkta bırakmadınız mı? Bunları yapmayın. Bahçede bağlıysa ipinin yeterli uzunlukta olduğundan emin olun. Yeteri kadar ve düzenli olarak gezdirmeye özen gösterin. Mümkünse hapsetmeyin, bahçenizde imkan varsa bağlamayın, örneğin bahçenizin etrafı çevriliyse… Bir de şöyle bir yöntem var, çelik halatı bahçeniz boyunca uzatıp köpeğinizin ipini ona halkalayıp bahçe boyunca özgürce koşmasına izin verebilir ve bahçe dışına çıkmasına ya da müdahale etmesine engel olabilirsiniz. Bu, stresi daha da azaltacaktır.
  4. Yaşam alanının temiz olmaması…
    Bu durum stresten önce fizyolojik riskleri nedeniyle önem taşıyor. Konumuz stres olduğu için bu tarafa eğileceğiz. Köpeğiniz, tıpkı sağlıklı insanlar gibi, temiz bir alanda yaşamak ister. Temizlik standartları düşüktür evet, örneğin her iki günde bir kulübesinin içinin tozunu almanıza ya da zeminini elektrikli süpürgeyle temizlemenize gerek yok. eşyaların, oyuncakların su kabının falan, tertipli olması da çok önemli olmayabilir…
    Ancak, kakalarını, çişlerini (çamurunu), yemek kalıntılarını, rüzgarla uçan gelen naylon torbaları, taşları, vs. temizlemeniz şart. Aksi durumlar, ihmaller, köpeğinizi önemli derecede strese sokar.
    Başka bir yazımızı komple bu konuya ayıracağız ama ön bilgi vermiş olayım, temizlenmeyen kakalar “autocoprophagia”‘yı yani “otokaprofaji”yi, yani kendi kakasını yeme bozukluğunu tetikleyebilir. Çünkü bazı türlerin yaşam alanını kakadan temizlemek gibi bir hassasiyetleri vardır.
  5. Vurmak, hırpalamak, bağırmak, korkutmak, parmak sallamak…
    Hepimizin köpeklerimiz yüzünden çileden çıktığı anlar olmuştur. Ama bazılarımız bunu şiddete dökmüştür. Yapmayın… Eğer bu gruptaysanız, öfke nöbetleri geçiriyor ve köpeğinize şiddet uyguluyorsanız lütfen derhal tedavi olun. Olamıyor ya da olmak istemiyorsanız köpeğinizi evlatlık verin ya da barınağa gönderin. Ondan ayrılamam diyorsanız sorununuz sandığınızdan da büyüktür. Gecikmeyin, tedavi olun…
    O parmağınız da sallamayın köpeğinize, aptal değil, anlıyor sizi. Ama aklı karışıyor, nerede hata yaptığını bilemiyor, strese giriyor bunları düşünürken. Evet düşünürken… Türev integral çözemez belki sizin gibi ama düşünebilir.
    Köpeğinize vurmayın. Vereceği fiziki zararlar kadar psikolojik zararlar da var. Yapmayın. Hele hele köpeklerin özellikle hassas oldukları karın, kulak, burun gibi yerlerine sakın vurmayın. Hırpalamayın. Tüm öz güveninin eriyip gitmesine ve içe kapanmasına neden olabileceğiniz gibi bazı durumlarda saldırganlaşmasına da yol açabilirsiniz. Hatta size karşı bile…
    Bağırmayın, hakaret etmeyin. Bu sizi kötü gösterir ancak çok daha önemlisi köpeğiniz ses tonunuzdan, yaydığınız kokudan ve vücut dilinizden ona hakaret ettiğinizi anlar. İlla Türkçe bilmesi şart değil.
    Bir de korkutma kısmı var. Bunu 3 anlamda kullanıyorum;
    En masumu, uyurken şaka olsun diye korkutmak mesela. Yapmayın, strese girer, kalp krizi bile geçirebilir.
    İkincisi tehdit etmek anlamında korkutmak. Örneğin elinizle ya da sopayla vuracakmış gibi yapmak. Bu davranışlarınız vurmanız kadar strese sokacak onu.
    Üçüncüsü ise bazı “beyinsizlerin” (bu tabiri kullanmak zorunda kaldığım için özür dilerim, ama…), köpeklerinin daha saldırgan, daha sert, daha “erkek”, daha “makina” olabilmesi için onları daha küçükken karanlık, sessiz bir yere tek başlarına hapsetmeleri ve onun inlemelerinden keyif almaları anlamındaki korkutmak. Bu kimseye yarar sağlamaz. Köpeğinizi daha “iyi” değil daha korkak ve öz güvensiz yapar. Her anlamda hasta eder. Ayrıca hayvan haklarına da aykırıdır.
  6. Uyandırmak, ya da yanlış uyandırmak…
    Biliyorum çok uyuyorlar, yetişkin bir köpek günde ortalama 14 saat derin uyur, 6 saat kadar da yatar ve/veya uyuklar… Sadece 4 saat kadar aktiftir. Yaş ilerledikçe bu süreler uyku lehine değişir. Ama doğası bu 🙂 O bir yok edici, yırtıcı, avcı, bulunduğu coğrafyada besin zincirinin tepelerinde geziniyor. Dolayısıyla da çok az doğal düşmanı var. Neden uyumasın ki?
    Peki ya siz onu sanki ayağınıza çivi batmış gibi ” Odiiiiinnn!!!!!!” diye böğüre böğüre uyandırmasanız daha iyi olmaz mı? Biri sizi ” Ersiinnnn!!!” diye böğürerek uyandırsa hoşunuza gider mi? Gitmez. Kimse de sizi böyle kaldırmaz zaten. Bir “Koğuş kalk!” vardır o da askerlik yapana. Hele bir de benim gibi sinirli uyanıp millete fırça atangillerdenseniz kimse öyle uyandırmaz 😀 Şart değilse sırf keyif için köpeğinizi uyandırmayın, haklarına saygılı olun.
    Peki ya köpeğinizi uyandırmanız gerekirse? Yiyecek. Evet sevdiği bir yiyeceği burnuna yaklaştırın bakın nasıl kalkıyor. Bizim aksimize köpeklerin koklama duyuları uyurken performans kaybına uğramaz pek. Bu yemek hilesiyle keyifli uyanmasına yardımcı olabilirsiniz. Verecek bir şeyiniz yoksa uzaktan nazikçe adını söyleyin, yumuşak olun, böğürmeyin 🙂 Uyuyan lise arkadaşlarınıza yaptığınız “Böööö!”lü, yakalamalı şakaları köpeğinize yapmayın. Isırır 🙂 Daha da kötüsü strese girer, kalp krizi bile geçirebilir. Ne gerek var? Yapmayın, kibar olun. En güzeli yiyecek, güvenin bana 🙂
  7. Cezalandırmak…
    Cezalandırmanın köpek eğitiminde yeri yoktur, diyecek değilim. Yer yer küçük cezalar gerekebilir. Ama cezanın son çare olduğunu, alışkanlık haline gelmemesi gerektiğini, yapıcı yollarla ve ödüllerle bir yere varılamayacaksa uygulanması denenecek son çare olduğunu da söylemek zorundayım. Bu saydıklarım, anlayacağınız üzere, işin eğitim kısmıyla ilgiliydi.
    Eğitim değil de yaramazlık kısmı nasıl olacak peki? Şöyle olacak, köpeğinizi köpek olduğu için, köpeklik ettiği için ya da köpek gibi davrandığı için cezalandırmayacaksınız.
    Mesela, tabağınızdan yemek çalabilir. Bu onun hakkı 🙂 O zaman tabağınızı ulaşamayacağı yere koyacak ve tabakla onu baş başa bırakmayacaksınız. Sizin tabirinizle “yaramazlık” yapma fırsatı varsa yapar.
    Ayakkabılarınızı, terliklerinizi taşıyor hatta dişliyorsa onları uygun ve onun ulaşamayacağı yerlerde tutacaksınız.
    Mobilyalarınızı kemiriyorsa uzaklaştırıcı spreyle onun kemirilmeye değer bir şey olmadığını düşündürecek ve ona kemirebileceği, sadece ona ait olan ve daha lezzetli oyuncaklar alacaksınız.
    Klozetten su içiyorsa mesela o “muhterem” klozet kapağını kapalı tutacaksınız. Açıyorsa işte o zaman kafasını kırın! Şaka şaka, gerçekten okuyor musunuz diye kontrol ettim 😀 O zaman da tuvalet kapısını kapalı tutacaksınız 🙂 Liste böyle uzar gider, kısaca, o size uyamıyorsa siz ona uyacaksınız.
  8. Karmaşık komutlar vermek…
    Az önce düşünüyor tabi ki dediğimde bazılarınız “Yok deve!” dedi ya? Duymadım sanmayın. Düşünüyor dediysek NASA’da yörünge hesaplar demedik. Bize oranla oldukça sınırlı bir düşünme kapasiteleri var. Yani o ortamlarda hava atmak için anlamaya çalıştığınız ama  anlamadığınız “Oyun Teorisi” kuramını size anlatamaz 😀 Ya da offside (ofsayt) nedir anlatamaz ki neyini anlamadığınızı halen anlamadım… Neyse…
    Yani temel komutlar verin, tek tek verin. Dil bilmez Rus turiste yaptığınız gibi ” Şimdi burdan dööönnn!!! Sağa sağaaa!!! Bana baaakkkk! Sağa diyom! Orda sor göstertirler!!!” gibi anlaşılmaz ve karmaşık komutlar vermeyin. Verirseniz o Rus turist gibi ebleh ebleh bakar. Belki Rus size ” Я тебя не понимаю.” (YA tebya ne ponimayu.) yani “Seni anlamıyorum.” der ama o diyemez. Gerçi dese de anlayamayız 😀
  9. Düzensizlik hali…
    Bununla ritmi, günlük ritmi kastediyorum. Bir şeyleri hep aynı vakitte ve aynı süreyle yapmak. Zamanlama anlamında düzenlilik yani. Örneğin her sabah, öğlen ya da akşam aynı saatte gezmeye çıkmak, aynı süreyle gezmek ve aynı saatte evde olmak. Aksi haller, neden bilmem, köpeğinizde strese neden oluyor. Tahmin ediyorum ki bir şeylerin ters gittiği hissine kapılıyor. Halbu ki öyle bir şey yok, ama o bunu bilmiyor.
    Ya da mesela sabah, öğlen ya da akşam yemeklerinin sarkması, vakitlerin değişmesi… Bir düzen kurun ve hep uyun.
  10. Aç, susuz bırakılmak… 
    Bir şey söylememe gerek yok sanırım 🙂
  11. Onun taleplerini sürekli reddetmeniz…
    Yanınıza geldi sizi yaladı, tepki vermediniz ya da “Şimdi olmaz Odin, git başımdan.” dediniz ve onu ittiniz. Yapmayın, hiç değilse bir süre başını okşayın, gözüne bakın tatlı tatlı konuşun.
    Sofraya geldi, oturdu, pati attı, ittiniz. Kızdınız. Belki bağırdınız. Yapmayın. Ufacık bir parça verin. Sevmeyeceği bir şey bile olabilir. Ama yemeğinizi onunla paylaşmanız onu çok önemsediğiniz anlamına gelir. Paylaşmamanız ise aşağılamak anlamına gelir. Basit.
    Oyun oynamak için topunu getirdi, oralı bile olmadınız. Bir iki kere olsun atın getirsin, lütfen 🙂
    Sanırım demek istediğimi anlatabilmişimdir, yani her şeyine hayır demeyin, ona vakit ayırın, onu önemsediğinizi belli edin.
  12. Yalnız bırakılmak…
    Köpekler kediler gibi değildir. Aslan tayfası hariç kedigillerin hemen hepsi bireysel avcılardır. Kaplan, çita, vaşak, panter, puma, vs gibi… Ancak köpekgiller familyası üyeleri, bu durumun aksine, genellikle büyük gruplar halinde avlanmayı sever, işbirliği yapar,ciddi bir hiyerarşiye sahip sürüler halinde yaşamayı sever. Sırtlanlar, Afrika köpekleri ve kurtlar örnek olarak gösterilebilir. Artık hepinizin bildiği gibi köpekler kurt soyundan gelmektedirler ve doğal olarak da sosyal yırtıcılardır. Bir köpeği sahiplenen bekar bir bireyseniz o artık iki kişilik bir sürüde olduğunu, evli çiftseniz 3 kişilik, 2 çocuklu 2 kedili 2 köpekli bir aile iseniz de 8 kişilik bir sürüde olduğunu düşünür.
    Tüm bunları şu nedenle uzun uzun anlattım. Kedinizi evde bırakıp gitmenizde pek sakınca yoktur, ancak köpeğinizi evde her yalnız bırakıp gittiğinizde o terk edilme, sürüden dışlanma gibi onu strese sokan bir durum içinde olduğunu düşünüp strese girebilir. Bu nedenle mümkünse yanında bir sürü üyesi daha olsun. Olamıyorsa en azından TV’yi açık bırakın. İmkan varsa evde yalnız kalan köpeklerin ilgisini çekecek yayınlar var, bilgisayarınızdan onu açın.
    Siz yokken oyalanıp kafasını dağıtabileceği oyuncakları olsun mutlaka. Biraz paraya kıyıp otomatik top atan bir oyuncak alabilir ya da onu görüntülü arayabileceğiniz ve hatta onun da sizi aramasına izin veren bir cihaz temin edebilirsiniz.
    Tüm bu yöntemlerle onun terk edilmiş sürü üyesi psikolojisine bürünmesini önlemeniz mümkün.

İşte böyleee… Aklıma geldiğince, dilim döndüğünce yazmaya çalıştım. Eksiklik varsa ya da aklınıza yatmayan ya da hatalı olduğunu düşündüğünüz bir konu varsa basitçe aşağıya yorum bırakabilir ya da mail atabilirsiniz.

Fayda bulmanız dileklerimle 🙂

Ersin

Paylaş / Yazdır :



Warning: implode(): Invalid arguments passed in /home/petyurdu/domains/petyurdu.org/public_html/wp-content/themes/petclub/fw/core/core.socials.php on line 119

2 Yorumlar

  • Seher on 18 Eylül 2018 3:19 PM Cevapla

    Yazının “…Klozetten su içiyorsa mesela o “muhterem” klozet kapağını kapalı tutacaksınız. Açıyorsa işte o zaman kafasını kırın! Şaka şaka, gerçekten okuyor musunuz diye kontrol ettim …” kısmında koptum hahahahahahahha

  • ersin on 20 Eylül 2018 3:39 PM Cevapla

    Teşekkürler Seher Hanım 🙂

Yorum yazın



E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacatır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

Telefon: +90 532 547 5472 Whatsapp
Faks: -
Muğla
İstanbul
Araç çubuğuna atla